The Russia-Ukraine War in Its Fourth Year
As the Russia-Ukraine war enters its fourth year, the conflict is reshaping global power, exposing Western fractures, and testing Turkey’s capacity to act as a pragmatic diplomatic mediator.

Assoc. Prof. Dr. Mehmet Emin İkbal Dürre of the Institute of International Relations and Socio-Political Sciences at Moscow State Linguistic University, Mehmet Rakipoğlu, assistant professor at Mardin Artuklu University and director of Turkey Studies at the Mokha Center for Strategic Studies, and Rıdvan Kaya, president of Özgür-Der, assessed for Perspektif the Russia-Ukraine war as it enters its fourth year.
Moskova Devlet Dil Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Sosyo-Politik Bilimler Enstitüsü’nden Doç. Dr. Mehmet Emin İkbal Dürre, Mardin Artuklu Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi ve Mokha Center for Strategic Studies Türkiye Çalışmaları Direktörü Mehmet Rakipoğlu ile Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, dördüncü yılına giren Rusya-Ukrayna savaşını Perspektif için değerlendirdi.
Interview: Naman BakaçMülakat: Naman Bakaç
The Russia-Ukraine war, now entering its fourth year, continues to shake Europe in particular, and the global order, economy, and security architecture more broadly, to their foundations. This upheaval also stands before us as the reflection of a kind of hegemonic struggle still being waged between the Western camp and Russia. In the Western camp, actors such as the United States, the EU, and NATO are represented through Ukraine; on the other side of the coin are powerful actors such as Russia and China, along with others such as Belarus and North Korea. Turkey, meanwhile, is proceeding in this equation on a balanced, pragmatic, and peaceful plane, engaging both camps in the field of diplomacy and trying to establish a table for peace and negotiation. Yet beneath the struggle for hegemony, we must not forget the hundreds of thousands of people killed in the ongoing war, the cities laid waste, and the pain that does not subside.
Dördüncü yılına giren Rusya-Ukrayna savaşı, özelde Avrupa’yı genelde ise küresel düzeni, ekonomisini ve güvenlik mimarisini derinden sarsmaya devam ediyor. Bu sarsıntı; Batı kampı ile Rusya arasında süren bir tür hegemonik mücadele sahasının da yansıması olarak karşımızda duruyor. Batı kampında ABD, AB ve NATO gibi aktörler Ukrayna üzerinden temsil edilirken, madalyonun diğer yüzünde Rusya ve Çin gibi güçlü aktörler, Belarus ve Kuzey Kore gibi diğer aktörler yer alıyor. Türkiye ise bu denklemde her iki kamp ile diplomasi sahasında görüşüp barış ve müzakere masasını kurmaya çalışarak dengeli, pragmatik ve barışçıl bir düzlemde ilerliyor. Hegemonya mücadelesinin altında ise devam eden savaşla birlikte ölen yüz binlerce insan, yıkıma uğrayan şehirler ve dinmeyen acıları da unutmamak lazım.
As the Russia-Ukraine war, or according to some the occupation, enters its fourth year, this inquiry file analyzes the positions of the United States, the EU, and NATO within the Western camp during the war; the strategies of Russia and Ukraine in the processes of war and peace; the geopolitical ruptures it has caused in the global order; and the possibility of Turkey taking part in this equation as an actor of diplomacy and peace. Assoc. Prof. Dr. Mehmet Emin İkbal Dürre of the Institute of International Relations and Socio-Political Sciences at Moscow State Linguistic University, Mehmet Rakipoğlu, assistant professor at Mardin Artuklu University and director of Turkey Studies at the Mokha Center for Strategic Studies, and Rıdvan Kaya, president of Özgür-Der, contributed their views.
Rusya-Ukrayna savaşının, kimilerine göre işgalin dördüncü yılına girerken; Batı kampında yer alan ABD-AB ve NATO’nun savaş sürecindeki pozisyonunu, Rusya ve Ukrayna’nın savaş ve barış sürecindeki stratejilerini, küresel düzende yol açtığı jeopolitik kırılmaları, Türkiye’nin bu denklemde diplomasi ve barış aktörü olarak yer alma ihtimalini analiz ettiğimiz bu soruşturma dosyasına, Moskova Devlet Dil Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Sosyo-Politik Bilimler Enstitüsü’nden Doç. Dr. Mehmet Emin İkbal Dürre, Mardin Artuklu Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi ve Mokha Center for Strategic Studies Türkiye Çalışmaları Direktörü Mehmet Rakipoğlu ve Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya görüşleriyle katkıda bulundu.
“AS THE U.S. POSITION DEVELOPS IN RUSSIA’S FAVOR, ZELENSKY IS PURSUING A POLICY OF DRAWING MORE ALLIES TO HIS SIDE”
"ABD’NİN TUTUMU RUSYA LEHİNE GELİŞİRKEN, ZELENSKI DAHA ÇOK MÜTTEFİĞİ YANINA ÇEKME SİYASETİ GÜDÜYOR"
Assoc. Prof. Dr. Mehmet Emin İkbal Dürre - Institute of International Relations and Socio-Political Sciences, Moscow State Linguistic University
Doç. Dr. Mehmet Emin İkbal Dürre - Moskova Devlet Dil Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Sosyo-Politik Bilimler Enstitüsü
As the war enters its fourth year, according to an official statement from the Russian General Staff, 99 percent of the Luhansk region and 75 percent of the Zaporizhzhia, Kherson, and Donetsk regions are under Russian control, and this proportion is increasing with every passing day. Although it has cost Russia dearly, Ukraine is losing this war, which it is now almost certain will end in 2025.
Savaş dördüncü yılına girerken, Rusya Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan resmî açıklamaya göre Lugansk bölgesinin yüzde 99’u, Zaporejye, Herson ve Donetsk bölgelerinin de yüzde 75’i Rusya’nın kontrolü altında ve bu oran her geçen gün artıyor. Rusya’ya pahalıya mal olsa da 2025 yılında biteceği artık neredeyse kesinleşen bu savaşı Ukrayna kaybediyor.
Trump even said that “the Ukraine war could be ended without Ukraine.” No one expected quite that much. Since whether the Sky Link system, which is of vital importance for Ukraine, will continue to be made available to Ukraine in the period ahead depends on Elon Musk’s every word, Trump’s approach may not look very realistic, but it is by no means without foundation. In essence, the Ukraine war was shaped neither by the initiative of the United States nor that of the EU. The main actor directing the event and drawing the United States and the EU into it is Britain. That is why it is possible to see the moves Trump is now making as the penultimate scene in the rivalry between Washington and London. The final scene will be played out in the Middle East.
Trump “Ukrayna savaşının Ukrayna’sız bitirilebileceğini” bile söyledi. Hiç kimse bu kadarını beklemiyordu. Ukrayna için hayati önem taşıyan Sky Link sisteminin ilerleyen süreçte Ukrayna’ya kullandırılıp kullandırılmayacağı Elon Musk’ın iki dudağı arasında olduğundan, Trump’ın bu yaklaşımı pek gerçekçi görünmese de hiç de temelsiz değil. Ukrayna savaşı özü itibarıyla ne ABD’nin ne de AB’nin inisiyatifi ile şekillendi. Olaya yön veren, ABD ve AB’yi işin içine çeken ana aktör İngiltere. O yüzden şu anda Trump’ın yaptığı hamleleri Washington ve Londra arasındaki rekabetin sondan bir önceki sahnesi olarak görmek mümkün. Son sahne Ortadoğu’da oynanacak.
Trump is vindictive and sides with the strong. In the previous election he lost, he has a score to settle with everyone who, at home and abroad, took a stand against him and, in his own words, “made his life hell for four years.” In this conjuncture, Ukraine’s job, or rather Zelensky’s, is difficult. Because he falls into the category of those with whom accounts are to be settled, since he did not give Trump the corruption files related to Biden’s son during the previous election process.
Trump güçlüden yana ve kinci biri. Bir önceki kaybettiği seçimlerde içerde ve dışarda, karşı tavır alıp kendi deyimiyle “dört yıl boyunca ona cehennemi yaşatan herkesle bir hesabı var.” Bu konjonktürde Ukrayna’nın, daha doğrusu Zelenski’nin işi zor. Çünkü kendisi Biden’ın oğluyla ilgili yolsuzluk dosyalarını bir önceki seçim sürecinde Trump’a vermediği için hesaplaşılacaklar kategorisine giriyor.
The Ukrainian leader is aware of the gravity of the situation. That is why his goal is no longer, as he initially stated, to recover the territories that have been lost, but to secure security guarantees so as not to lose still more. He wants to include Turkey, alongside the EU and Britain, in this new security equation he is trying to construct. As the U.S. position develops in Russia’s favor, Zelensky is acting on the calculation that “the more allies I can draw to my side, the more I can guarantee myself.”
Ukrayna lideri durumun ciddiyetinin farkında. O yüzden artık hedefi başta belirttiği gibi kaybedilen toprakları geri almak değil, daha fazlasını kaybetmemek için güvenlik garantileri sağlamak. Türkiye’yi de oluşturmaya çalıştırdığı bu yeni güvenlik denklemine, AB ve İngiltere’nin yanında, dahil etmek istiyor. ABD’nin tutumu Rusya lehine gelişirken, ne kadar çok “müttefiki yanıma çekebilirsem o kadar kendimi garantiye alırım“ hesabıyla hareket ediyor Zelenski.
But it will be very difficult for him to obtain the result he expects. At the final point, no one will want to confront Trump because of Zelensky. At least Turkey certainly will not; until its Syria policy becomes clear, I do not think Erdoğan will take a step that would anger Trump. Although during the visit the president emphasized Ukraine’s territorial integrity, from Turkey’s standpoint relations with Russia are far more important than relations with Ukraine. We understand that Ankara will continue, in the process ahead, to preserve its neutrality and, within this framework, to focus on hosting possible peace talks at least at some stage.
Ama beklediği sonucu alması çok zor. Son raddede hiç kimse Trump’la, Zelenski yüzünden karşı karşıya gelmek istemeyecektir. En azından Türkiye kesin istemez, Suriye siyaseti netleşene kadar Erdoğan’ın Trump’ı kızdıracak bir adım atacağını zannetmiyorum. Ziyaret sırasında her ne kadar Cumhurbaşkanı, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne vurgu yapsa da, Türkiye açısından Rusya ile ilişkiler Ukrayna ile olan ilişkilerinden çok daha önemli. Ankara’nın bundan sonraki süreçte de tarafsızlığını korumaya ve bu çerçevede muhtemel barış görüşmelerinin en azından herhangi bir aşamasında ev sahipliği yapmaya odaklanacağını anlıyoruz.
Another important actor that did not expect Trump to take such radical steps is China, which has stated that Ukraine should be included in the negotiation process. If it were up to Beijing, the longer the state of conflict in Ukraine and the Middle East continued, the better. For Trump, once he obtains what he wants in these places, does not hide that he has accounts to settle with China next. In short, the radical moves of the new U.S. leader, which for now appear to favor Russia in the context of the Ukraine war, may cause the cards in world politics to be dealt anew. In any case, with Trump, Russia seems likely to seize the opportunity to re-enter as an effective actor the geopolitical equation from which it had in fact never fully exited, but in which it had lost influence. Yet this will not be so smooth. There are many uncertainties about how the process will proceed.
Trump’ın bu kadar radikal adımlar atacağını beklemeyen önemli bir aktör de, Ukrayna’nın görüşme sürecine dahil edilmesi gerektiğini açıklayan Çin. Pekin’e kalsa Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışma hali ne kadar uzarsa o kadar iyi. Çünkü buralarda istediğini elde edecek olan Trump, sonrasında Çin ile hesabı olduğunu gizlemiyor. Kısacası, ABD’nin yeni liderinin Ukrayna savaşı bağlamında şimdilik Rusya lehine görünen radikal hamleleri, dünya siyasetinde kartların yeniden dağıtılmasına sebep olabilir. Her halükârda Rusya aslında hiç çıkamadığı ama etki kaybettiği jeolojik denkleme tekrar etkin bir aktör olarak girme fırsatını Trump’la yakalayacak gibi. Fakat bu o kadar da pürüzsüz olmayacak. Sürecin nasıl yürüyeceğine dair birçok belirsizlik var.
Alongside its well-known advantages, such as its geographical position, natural wealth, permanent membership of the UN Security Council, and status as a nuclear power, Moscow holds another important advantage: it still occupies a stronger position in the Arctic than the United States, and the benefits brought by the relations it has developed with China in that region are, in the medium term, perceived in the United States as a threat in both economic and security terms. This perception is not without basis. Washington wants to intervene in the Moscow-Beijing equation in the Arctic, an equation it could not break and, on the contrary, reinforced through its sanctions policy.
Coğrafi konumu, doğal zenginlikleri, BM daimî üyesi, nükleer bir güç olması gibi malum avantajlarının yanında Kuzey Kutbu’nda hâlâ ABD ile kıyaslandığında daha güçlü bir pozisyonda olması ve o bölgede Çin ile geliştirdiği ilişkilerin getirdiği avantajların, orta vadede hem ekonomik hem de güvenlik açısından ABD’de tehdit unsuru olarak algılanması ki temelsiz değil, Moskova’nın elindeki önemli bir avantaj. Washington bozamadığı, tam tersine yaptırım politikalarıyla perçinlediği Moskova-Pekin denklemine Kuzey Kutbu’nda müdahil olmak istiyor.
Another factor that is overlooked, but was raised in the Riyadh talks, is that U.S. firms have suffered losses of 300 billion dollars because of the sanctions imposed on Russia. This is a figure to which the new U.S. leader, who does not like losing money, cannot remain indifferent. When one adds to this, in his own words, roughly the same amount spent for Ukraine, although Kyiv accepts only 117 billion dollars of that sum, and although a significant portion of these aid packages goes to U.S. firms, the resulting amount is striking. If we add it all up, we also understand the logic behind the 500 billion dollars Trump is demanding from Zelensky in the form of valuable minerals.
Gözden kaçırılan ama Riyad görüşmelerinde dile getirilen bir başka faktör de, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar sebebiyle ABD’li firmaların 300 milyar dolar zarara uğraması. Zarar etmeyi sevmeyen ABD’nin yeni liderinin kayıtsız kalamayacağı bir rakam. Üzerine kendi ifadesiyle (her ne kadar Kiev bu paranın sadece 117 milyar dolarlık kısmını kabul etse de) Ukrayna için harcanan aşağı yukarı aynı miktardaki rakam da eklediğinde (her ne kadar bu yardımların önemli bir kısmı ABD firmalarına gitse de) ortaya çarpıcı bir tutar çıkıyor. Toplarsak Trump’ın Zelenski’den değerli madenler olarak talep ettiği 500 milyar doların mantığını da çözmüş oluruz.
The marked increase, during the three years of the Ukraine war, in the use of national currencies in trade with Russia, and the momentum gained by the BRICS+ model despite the uncertainties it contains, are processes that could further strain Washington’s hegemony over the world, which is already in the process of being lost.
Ukrayna savaşının sürdüğü üç yılda Rusya ile yapılan ticaretlerde ulusal para birimlerinin kullanılma oranın dikkate değer derecede artması, BRICS+ modelinin barındırdığı belirsizliklere rağmen ivme kazanması, Washington’ın dünya üzerinde kaybetme sürecinde olan hegemonyasını daha da zorlayabilecek süreçler.
A NEW ORDER WHOSE THEORY HAS NOT YET BEEN WRITTEN, AND WHICH GRANTS THE RIGHT TO LIVE ONLY TO “THE STRONG,” IS TAKING SHAPE
TEORİSİ HENÜZ YAZILMAMIŞ VE SADECE “GÜÇLÜ OLANA YAŞAMA HAKKI TANIYAN” YENİ BİR DÜZEN ŞEKİLLENİYOR
Over the past three years, a different picture has emerged in the world in terms of both economic and political balances. From this point onward, drawing Russia to his side in his competition with China will not be as easy as Trump foresees. Sanctions caused 36 percent of Russia’s total foreign trade to shift to China. Previously, this share corresponded to Russia’s trade with Europe. Now that share in trade with the EU has fallen to 9 percent. The United States’ place in Russia’s overall foreign trade was only 4 percent even before the sanctions. Now it is much less. In other words, at the point we have reached, Beijing is not a partner Moscow can easily give up. When the general atmosphere of mistrust that has formed between Moscow and Washington in recent years is also taken into account, what I mean becomes even clearer.
Son üç yılda dünyada hem ekonomik hem siyasi dengeler açısından farklı bir tablo ortaya çıktı. Bu saatten sonra Çin ile olan rekabetinde Rusya’yı yanına çekmek Trump’ın öngördüğü kadar kolay olmayacaktır. Yaptırımlar, Rusya’nın toplam dış ticaretinin yüzde 36’sının Çin’e kaymasına sebep oldu. Daha evvel bu oran Rusya’nın Avrupa ile olan ticaretine denk düşüyordu. Şimdi ise AB ile olan ticarette bu oran yüzde 9’a düştü. ABD’nin Rusya’nın genel dış ticaretindeki yeri ise yaptırımlar öncesi bile yüzde 4 idi. Şimdi çok daha az. Yani geldiğimiz noktada Pekin, Moskova için kolay vazgeçilebilecek bir ortak değil. Hele Moskova-Washington arasında son yıllarda oluşan genel güvensizlik hali de hesaba katıldığında demek istediğim daha da netleşiyor.
All this should not be understood to mean that Moscow does not want to improve its relations with Washington. On the contrary, the most important result of the Riyadh talks was the decision that the diplomatic missions of the two countries would begin working at full capacity. Apart from this, no clear decision emerged from the meeting. For example, there is no clarity at all as to how the envisaged three-stage process on Ukraine, ceasefire-elections-final talks, will function.
Tüm bunlar Moskova’nın Washington ile ilişkilerini iyileştirmek istemediği şeklinde algılanmamalı. Tam tersi, Riyad görüşmelerinin en önemli sonucu, iki ülkenin diplomatik temsilciliklerinin tam kapasitesiyle çalışmaya başlaması kararı oldu. Bu görüşmeden başka da net bir karar çıkmadı. Örneğin Ukrayna konusunda öngörülen üç aşamalı; ateşkes-seçimler-nihai görüşmeler sürecinin nasıl işleyeceğine dair hiçbir netlik yok.
In the end, there is now a Trump who sees the Ukrainian leader whom Biden regarded as a “freedom fighter” as a “fraud” and a “dictator.” It appears that, over the next four years, “God willing,” the United States will not attach much importance to the “democratic values” portion of its traditional “liberal-democratic” foreign policy.
Sonuçta Biden’ın “özgürlük savaşçısı” olarak gördüğü Ukrayna liderini “sahtekâr, diktatör” olarak gören bir Trump var artık. ABD’nin, önümüzdeki dört yıl boyunca “Allah’tan bir zeval gelmezse” geleneksel “liberal-demokratik“ temelli dış siyasetinde işin “demokratik değerler” kısmına pek de önem vermeyeceği görünüyor.
This denotes a new order, one whose theory has not yet been written, that overturns received assumptions and grants the right to live only to “the strong.” If London cannot trip it up, this new order will form along the Washington-Beijing-Moscow axis. The EU’s place in the equation will be largely proportional to the role France can “snatch” especially in the Middle East and Africa. Otherwise, Britain will count as having achieved its objective in EU politics. We will see the consequences of this emerging new equation later in the Middle East.
Bu, teorisi henüz yazılmamış, ezber bozan ve sadece “güçlü olana yaşama hakkı tanıyacak” yeni bir düzeni ifade ediyor. Eğer Londra bir çelme takamazsa bu yeni düzen Washington -Pekin -Moskova ekseninde oluşacak. AB’nin denklemdeki yeri ise büyük ölçüde Fransa’nın özelikle Ortadoğu ve Afrika’da “kapabileceği rolle“ orantılı olacak. Aksi takdirde İngiltere, AB siyasetinde hedefine ulaşmış sayılacak. Oluşmaya başlayan bu yeni denklemin neticelerini daha sonra Ortadoğu’da göreceğiz.
“EUROPE’S STRATEGY OF USING UKRAINE AS A PROXY AGAINST RUSSIA IS NO LONGER SUSTAINABLE”
"AVRUPA’NIN UKRAYNA’YI RUSYA’YA KARŞI VEKİL OLARAK KULLANMA STRATEJİSİ ARTIK SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL"
Mehmet Rakipoğlu - Director of Turkey Studies, Mokha Center for Strategic Studies
Mehmet Rakipoğlu - Mokha Center for Strategic Studies Türkiye Çalışmaları Direktörü
The Russia-Ukraine war has had effects across a wide spectrum, from global energy markets to the international security architecture. The West’s sanctions against Russia created uncertainties in energy supply. Although Europe is searching for alternatives to Russian energy, it has not fully resolved this issue. This situation has provoked reactions, especially among European publics struggling with rising energy prices and inflation.
Rusya-Ukrayna savaşı, küresel enerji piyasalarından uluslararası güvenlik mimarisine kadar geniş bir yelpazede etkiler yarattı. Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları, enerji arzında belirsizliklere neden oldu. Avrupa, Rus enerjisine alternatif arayışında olmasına rağmen bunu tam anlamıyla çözebilmiş değil. Bu durum, özellikle enerji fiyatlarındaki artış ve enflasyonla mücadele eden Avrupa halklarında tepkileri doğurdu.
The military and financial support provided to Ukraine by NATO and the United States has limited Russia’s military capacity, but it has not offered a lasting solution for ending the war. Although Ukraine has been equipped with Western military technology and weapons, Russia’s annexation of the Donbas region and its continued control there reveal the complex structure of the war.
NATO ve ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı askerî ve mali destek, Rusya’nın askerî kapasitesini sınırlamakla birlikte, savaşın sona ermesine yönelik kalıcı bir çözüm sunamadı. Ukrayna, Batı’nın askerî teknolojisi ve silahlarıyla donatılmış olsa da, Rusya’nın Donbas bölgesini ilhak etmesi ve bölgedeki kontrolünü sürdürmesi, savaşın karmaşık yapısını ortaya koyuyor.
While the EU and NATO condemned Russia’s aggressive posture toward Ukraine, the U.S. stance changed markedly with Trump’s rise to power. Trump’s tendency to leave Europe alone in the face of the Russian threat caused problems of trust within the Western alliance. Trump’s efforts to establish dialogue with Putin and his questioning of support for Ukraine are increasing uncertainties over the future of the war.
AB ve NATO, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırgan tutumunu kınarken, ABD’nin tutumu Trump’ın iktidara gelmesiyle belirgin bir değişim gösterdi. Trump’ın Avrupa’yı Rusya tehdidi karşısında yalnız bırakma eğilimi, Batı ittifakı içinde güven sorunlarına neden oldu. Trump’ın Putin ile diyalog kurma çabaları ve Ukrayna’ya yönelik desteği sorgulaması, savaşın geleceğine dair belirsizlikleri artırıyor.
Europe has been using Ukraine as a proxy against Russia, but this strategy does not appear sustainable in the long term. Ukraine’s NATO membership process and the West’s military support have proved insufficient to break Russia’s influence in the region.
Avrupa, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı bir vekil olarak kullanırken, bu strateji uzun vadede sürdürülebilir görünmüyor. Ukrayna’nın NATO’ya üyelik süreci ve Batı’nın askerî desteği, Rusya’nın bölgedeki etkisini kırmakta yetersiz kaldı.
While Russia rejects Ukraine’s NATO membership, it aims to consolidate its control in the Donbas region. The Putin administration preserves its power despite Western sanctions and uses the strategic importance of Russian energy resources to exert pressure on the West. Ukraine, meanwhile, relies on Western support to preserve its territorial integrity and end the Russian occupation. Yet the limited nature of Western support and reactions in domestic politics are putting Ukraine’s strategy under strain.
Rusya, Ukrayna’nın NATO üyeliğini reddederken, Donbas bölgesindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor. Putin yönetimi, Batı’nın yaptırımlarına rağmen iktidarını koruyor ve Rus enerji kaynaklarının stratejik önemini kullanarak Batı’ya baskı uyguluyor. Ukrayna ise toprak bütünlüğünü korumak ve Rus işgaline son vermek için Batı’nın desteğine güveniyor. Ancak Batı’nın desteğinin sınırlı olması ve iç siyasetteki tepkiler, Ukrayna’nın stratejisini zora sokuyor.
TURKEY’S ROLE IN DIPLOMACY COULD HELP THE WAR END WITH THE MOST REASONABLE SCENARIO
TÜRKİYE’NİN DİPLOMASİDEKİ ROLÜ, SAVAŞIN EN MAKUL SENARYO İLE SONA ERMESİNE KATKI SUNABİLİR
By pursuing balanced diplomacy in the Russia-Ukraine war, Turkey has managed to win the trust of both sides. Through its diplomacy under President Erdoğan’s leadership, Turkey stands out as the sole global actor capable of contributing to a peaceful end to the war. Zelensky’s most recent visit to Turkey and Trump’s statements confirm this role of Turkey’s. By using its relations with both Russia and Ukraine, Turkey has the potential to mediate at the table of diplomacy and peace. Turkey’s strategic position in the Black Sea and its NATO membership further strengthen this role.
Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında dengeli bir diplomasi izleyerek, her iki tarafın da güvenini kazanmayı başardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki diplomasisi ile Türkiye, savaşın barışçıl bir şekilde sona ermesine katkı sağlayabilecek yegâne küresel aktör olarak öne çıkıyor. Zelenski’nin Türkiye’ye yaptığı son ziyaret ve Trump’ın açıklamaları, Türkiye’nin bu rolünü doğrular nitelikte. Türkiye, hem Rusya hem de Ukrayna ile olan ilişkilerini kullanarak, diplomasi ve barış masasında arabuluculuk yapma potansiyeline sahip. Türkiye’nin Karadeniz’deki stratejik konumu ve NATO üyeliği, bu rolünü daha da güçlendiriyor.
Predictions about how the Russia-Ukraine war will end depend on Trump’s posture in power and on whether the West’s support for Ukraine continues. While Trump’s strategy for ending the war remains uncertain, Turkey’s role in diplomacy could contribute to ending the war through the most reasonable scenario. As uncertainty persists over what the West will do against Russia without Trump, Turkey’s balanced and pragmatic diplomacy could play a key role in ending the war. Turkey’s mediation efforts could contribute both to ensuring regional stability and to rebuilding the global security architecture.
Rusya-Ukrayna savaşının nasıl sonuçlanacağına dair öngörüler, Trump’ın iktidardaki tutumuna ve Batı’nın Ukrayna’ya yönelik desteğinin devam edip etmeyeceğine bağlı. Trump’ın savaşı sonlandırma stratejisi belirsizliğini korurken, Türkiye’nin diplomasideki rolü, savaşın en makul senaryo ile sona ermesine katkı sunabilir. Batı’nın Rusya karşısında Trump’sız ne yapacağı belirsizliğini korurken, Türkiye’nin dengeli ve pragmatik diplomasisi, savaşın sona ermesinde kilit bir rol oynayabilir. Türkiye’nin arabuluculuk çabaları, hem bölgesel istikrarın sağlanmasına hem de küresel güvenlik mimarisinin yeniden inşasına katkıda bulunabilir.
“IT WOULD BE MORE ACCURATE TO SAY RUSSIAN OCCUPATION RATHER THAN THE UKRAINE WAR”
"UKRAYNA SAVAŞI YERİNE RUSYA İŞGALİ İFADESİ DAHA DOĞRU OLACAKTIR"
Rıdvan Kaya - President of Özgür-DerRıdvan Kaya – Özgür-Der Genel Başkanı
The Ukraine War, or more plainly, the Russian occupation, has completed its third year. We know that Russia has long had desires and ambitions directed at Ukraine. Under Putin, this unfolded step by step and culminated in the occupation three years ago. If we briefly recall the process, we must speak of the occupation of Ukraine’s eastern regions, Donetsk and Luhansk, and before that, the annexation of Crimea. This must not be ignored. Namely, when the reasons that led to the occupation of Ukraine are sometimes expressed by certain circles, a number of claims are voiced that Ukraine’s desire to join NATO provoked Russia. I do not find this justified or correct.
Ukrayna Savaşı ya da daha açık ifadeyle Rusya işgali üçüncü yılını tamamladı. Rusya’nın Ukrayna’ya dönük olarak geçmişten beri gelen arzularının, ihtiraslarının olduğunu biliyoruz. Putin döneminde bu adım adım gerçekleşti ve en son üç yıl önceki işgalle zirveye çıktı. Süreci kısaca hatırlayacak olursak, Ukrayna’nın Doğu bölgelerinin, Donetsk ve Luhansk’ın işgali, ondan da önce Kırım’ın ilhakından söz etmek gerekir. Bunu görmezden gelmemek lazım. Şöyle ki zaman zaman Ukrayna’nın işgaline yol açan gerekçeler ifade edildiğinde belli çevreler tarafından, Ukrayna’nın NATO’ya katılma arzusunun Rusya’yı kışkırttığına dair birtakım iddialar dillendiriliyor. Bunu haklı ve doğru bulmuyorum.
First of all, the fact that Ukraine is Russia’s neighbor does not lead to the conclusion that the right to determine Ukraine’s future belongs to Russia. Russia may be disturbed by NATO coming to its doorstep, but ultimately Ukraine is an independent country and has the right to determine its own future. Therefore, will it become a member of NATO or not? As a matter of principle, we have to accept that the Ukrainian people should decide this. I would like to emphasize that such discourses aimed at legitimizing the Russian occupation are inconsistent and unjust.
Bir kere öncelikle Ukrayna’nın Rusya’nın komşusu olması, Ukrayna’nın geleceğini belirleme hakkının Rusya’ya ait olduğu sonucunu vermez. Rusya, NATO’nun yanı başına gelmesinden rahatsız olabilir ama sonuç itibarıyla Ukrayna bağımsız bir ülke ve geleceğini kendisi tayin etme hakkına sahiptir. Dolayısıyla NATO’ya üye olacak mı, olmayacak mı? Buna Ukrayna halkının karar vermesi gerektiğini ilkesel olarak kabul etmek durumundayız. Rusya işgalini meşrulaştırmaya dönük bu tür söylemlerin tutarsız ve haksız olduğunu vurgulamak isterim.
There are two dimensions here. Historically, perhaps since Tsarist Russia, Russia has seen Ukraine as a part of itself. During the Union of Soviet Socialist Republics period, it was in a position, in a sense, of having swallowed Ukraine. But later, the process that emerged with the dissolution of the Eastern Bloc and the collapse of the Soviet Union seriously set Russia back for a period and turned it inward. Yet over time, with Putin coming to the head of Russia and emerging almost as a new tsar, an attitude became clear that desired to return Russia to the old Tsarist era or the USSR period, and that saw this as its mission; and we saw this process toward the occupation of Ukraine develop step by step.
İki boyut var burada. Rusya, tarihsel olarak, belki Çarlık Rusya’sından beri Ukrayna’yı kendi parçası olarak görüyor. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sürecinde Ukrayna’yı bir anlamda yutmuş bir pozisyondaydı. Ama daha sonra Doğu Bloku’nun çözülmesi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan süreç Rusya’yı bir dönem ciddi manada geriletti, içe döndürdü. Fakat zamanla, Putin’in Rusya’nın başına gelmesi, adeta yeni bir çar olarak öne çıkması ile Rusya’yı yeniden eski Çarlık dönemine ya da SSCB Dönemi’ne döndürmeyi arzulayan, bunu kendisine misyon olarak gören bir tutum belirginlik kazandı ve adım adım Ukrayna’nın işgaline dönük bu sürecin geliştiğini gördük.
UKRAINE’S STANCE IN THE FACE OF RUSSIAN OCCUPATION IS POSITIVE AND SHOULD BE SUPPORTED
UKRAYNA’NIN RUS İŞGALİ KARŞISINDAKİ TUTUMU OLUMLU VE DESTEKLENMESİ GEREKİR
You know that in the occupation of Ukraine, claims have been repeated for many years that Ukraine should have remained neutral, should not have provoked Russia, and therefore fell into the West’s game. In Turkey, Eurasianist circles in particular voiced this. Later, we saw that this gained considerable acceptance among elements close to the government as well. Interestingly, now, after Trump’s latest outbursts, we are witnessing the spread of discourses that blame Zelensky even more in this sense.
Ukrayna’nın işgalinde, Ukrayna’nın tarafsız kalması gerektiği, Rusya’yı kışkırtmaması gerektiği, dolayısıyla Batı’nın oyununa geldiği gibi birtakım iddialar biliyorsunuz uzun yıllardır tekrarlanıyor. Türkiye’de özellikle bunu Avrasyacı çevreler dillendirdiler. Daha sonra iktidara yakın unsurlar tarafından da bunun epeyce kabul gördüğünü gördük. Enteresan bir şekilde şu anda da Trump’ın son çıkışlarının ardından Zelenski’yi bu anlamda daha fazla suçlayan söylemlerin yaygınlık kazandığına şahitlik ediyoruz.
I do not find this correct; I do not find it justified. I think Zelensky can be criticized in various respects in this process, but because of the stance he has taken against the occupation of his country, he deserves not criticism but appreciation. Zelensky’s Jewish identity, his support for Israel’s aggression against Gaza, or his relations with the West are separate topics of debate. But Ukraine, as an independent country, did not deserve to be occupied by Russia, and I regard the stance taken against this by the Ukrainian people, the government, and Zelensky as a positive and necessary stance, one that deserves appreciation.
Bunu doğru bulmuyorum, haklı bulmuyorum. Zelenski bence bu süreçte çeşitli açılardan eleştirilebilir ama ülkesinin işgaline karşı ortaya koyduğu tavırdan dolayı bence eleştiri değil, takdiri hak etmektedir. Zelenski’nin Yahudi kimliği, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığına destek vermesi ya da Batı’yla ilişkileri ayrı tartışma konularıdır. Fakat Ukrayna bağımsız bir ülke olarak Rusya tarafından işgal edilmeyi hak etmemiştir ve buna karşı Ukrayna halkının, yönetiminin, Zelenski’nin ortaya koyduğu tavrı olumlu ve gerekli bir tavır olarak, takdir edilmesi gereken bir tavır olarak görüyorum.
After this process, what will be done regarding the annexation of Crimea? Is there any step that can be taken from now on regarding the occupied Donbas region? These are separate matters of debate. But as a matter of principle, just as with the occupation of the Golan, for example, or the occupation of Palestine, I think that even if one has no power to oppose it, this does not change the fact that it is an occupation. And in this sense, I regard Ukraine’s basic stance against the Russian occupation as positive and as a stance that should be supported.
Bu süreçten sonra, Kırım’ın ilhakıyla alakalı olarak ne yapılacak? İşgal edilen Donbas bölgesine dönük olarak bundan sonra atılabilecek bir adım var mı? Bunlar ayrı tartışma konuları. Ama ilkesel olarak en azından örneğin Golan’ın işgali gibi, Filistin’in işgali gibi, buna karşı güç yetmese bile bunun bir işgal olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Ve bu anlamda Ukrayna’nın temel olarak Rus işgali karşısındaki tutumunu olumlu ve desteklenmesi gereken bir tutum olarak görüyorum.
DISCOURSES CLAIMING THAT ZELENSKY FELL INTO THE WEST’S GAME AND WAS PROVOKED AGAINST RUSSIA ARE NOT JUSTIFIED
ZELENSKİ’NİN BATI’NIN OYUNUNA GELDİĞİ, RUSYA’YA KARŞI KIŞKIRTILDIĞI GİBİ SÖYLEMLER HAKLI DEĞİL
As for the West’s stance, I briefly think that discourses claiming Ukraine fell into the West’s game, or that Ukraine was provoked against Russia, are not justified. Namely, when it came to the Russian occupation developing step by step, many warnings came from the West, chiefly from the U.S. administration, insisting that Russia must not enter upon an occupationist course in this matter and that this was unacceptable. I think interpreting these warnings as a Western trap is a manipulative approach and is not justified. Putin did not occupy Ukraine because he was forced to. Putin occupied it in line with his imperialist ambitions, and therefore the failure of those imperialist ambitions to be realized is, I think, a gain on behalf of humanity. In this process, I also regard Western aid to Ukraine, independently of the West’s imperialist aims, as support ultimately given to a just cause. The West’s imperialist aims cannot of course be legitimized or ignored through such support, but I would like to say that it is unjust to blame the Ukrainian people and the Zelensky administration because of this.
Batı’nın tavrıyla alakalı olarak da, kısaca Ukrayna’nın Batı’nın oyununa geldiği, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kışkırtıldığı gibi söylemlerin haklı olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki, adım adım gelişen Rus işgali söz konusu olduğunda, ABD yönetimi başta olmak üzere ısrarla Rusya’nın bu konuda işgalci bir yönelime girmemesi gerektiği ve bunun kabul edilemez olduğu hususunda Batı’dan çok fazla uyarı yapıldı. Bu uyarıları Batı’nın tuzağı diye yorumlamanın manipülatif bir yaklaşımı olduğunu, haklı olmadığını düşünüyorum. Putin, mecbur kaldığı için işgal etmedi Ukrayna’yı. Putin emperyalist emelleri doğrultusunda işgal etti ve dolayısıyla bu anlamda emperyalist emellerinin gerçekleşmemiş olması insanlık adına bence bir kazanımdır. Bu süreçte Batı’nın Ukrayna’ya dönük yardımlarını da Batı’nın emperyalist hedeflerinden bağımsız olarak, sonuç olarak haklı bir davaya verilen destek olarak görüyorum. Batı’nın emperyalist hedefleri bu tür desteklerle elbette meşrulaştırılamaz, görmezden gelinemez ama bundan dolayı Ukrayna halkını ve Zelenski yönetimini suçlamanın haksız olduğunu söylemek isterim.
TURKEY’S MAINTAINING RELATIONS WITH BOTH SIDES IS A SUCCESS OF THE ERDOĞAN ADMINISTRATION
TÜRKİYE’NİN HER İKİ TARAFLA DA İLİŞKİLERİNİ SÜRDÜRMESİ, ERDOĞAN YÖNETİMİNİN BAŞARISI
Looking at the stance Turkey has taken in this process: Turkey is a country in a difficult geography and at the center of the struggle among great powers. In this sense, I think the Erdoğan administration, and Turkey, have been successful on Ukraine. Namely, from the beginning of the process, Turkey rejected the occupation directed at Ukraine as a matter of principle. It did not recognize the annexation of Crimea. It opposed Russia’s occupation, but at the same time it did not cut off relations with the Russian administration; it did not burn bridges. Europe, for example, entered into a showdown with Russia because of the stance it took on this issue, and while it imposed an embargo on Russia, Russia in turn began to squeeze Europe with various weapons, above all natural gas. In this process, Turkey became a country able to speak with both sides, a country that made efforts, in a sense, to bring both sides to the table. Indeed, Erdoğan’s efforts in partially alleviating the global grain shortage cannot be denied. In this sense, despite the three-year occupation process, Turkey’s ability to maintain relations with both sides should be seen as a success of the Erdoğan administration. The whole world suffered because of the occupation of Ukraine, but maintaining relations with both sides became a factor that at least reduced Turkey’s losses.
Türkiye’nin bu süreçte ortaya koyduğu tavra bakıldığında; Türkiye zor bir coğrafyada ve büyük güçler arasındaki çekişmenin odağında bir ülke. Bu anlamıyla Erdoğan yönetiminin, Türkiye’nin, Ukrayna konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, sürecin başından itibaren ilkesel olarak Ukrayna’ya dönük işgali Türkiye reddetti. Kırım’ın ilhakını tanımadı. Rusya’nın işgaline karşı çıktı ama aynı zamanda Rusya yönetimiyle de ilişkileri koparmadı, köprüleri atmadı. Mesela Avrupa bu konuda ortaya koyduğu tavrı dolayısıyla Rusya’yla bir restleşmeye girdi ve Rusya’ya ambargo uygularken, Rusya da Avrupa’yı doğalgaz başta olmak üzere değişik silahlarla sıkıştırmaya başladı. Bu süreçte Türkiye iki tarafla görüşebilen, iki tarafı bir anlamda masaya oturtma konusunda çabalar ortaya koyan bir ülke oldu. Hatta dünyada tahıl sıkıntısının kısmen de olsa giderilmesinde Erdoğan’ın bu çabaları yadsınamaz. Bu anlamda üç yıllık işgal sürecine rağmen Türkiye’nin iki tarafla da ilişkilerini sürdürebilmesini Erdoğan yönetiminin bir başarısı olarak görmek lazım. Bütün dünya Ukrayna işgalinden dolayı zarar gördü ama iki tarafla da ilişkini sürdürmesi, Türkiye’nin en azından zararını azaltan bir faktör oluşturdu.
What will Turkey’s role be in this process after Trump? Can it come to the fore again as before? These are matters of debate. It may, or it may not. From the standpoint of the process as a whole, I think that Erdoğan’s trouble-free maintenance of relations with both Zelensky and Putin should be seen as a reflection of the successful policies pursued by the Erdoğan administration in the international or diplomatic arena. We all know that Trump’s outbursts regarding Ukraine have now put the Ukrainian administration in a very difficult position, but I do not think these are very realistic or executable policies.
Bu süreçte Trump’tan sonra Türkiye’nin rolü ne olacak? Eskisi gibi tekrar ön planda olabilir mi? Bunlar birer tartışma konusu. Olabilir de olmayabilir de. Sürecin bütünlüğü açısından hem Zelenski hem de Putin’le ilişkilerini sorunsuz bir şekilde sürdürmesinin, Erdoğan yönetiminin uluslararası alanda ya da diplomatik alanda sürdürdüğü başarılı politikaların bir yansıması olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Trump’ın Ukrayna ile alakalı çıkışlarının şu anda Ukrayna yönetimini çok zor duruma soktuğunu hepimiz biliyoruz ama bunun çok gerçekçi ve yürütülebilir politikalar olduğunu düşünmüyorum.
TRUMP’S LATEST OUTBURSTS, A REFLECTION OF SPOILED RICH-MAN BEHAVIOR, SERVE PUTIN AND WEAKEN WESTERN POLICY
TRUMP’IN ZENGİN ŞIMARIKLIĞININ YANSIMASI OLAN SON ÇIKIŞLARI PUTİN’E HİZMET EDİYOR, BATI SİYASETİNİ ZAYIFLATIYOR
We see that these outbursts by Trump, which may in a sense be regarded as a reflection of spoiled rich-man behavior, ultimately harm both the American administration and Western policy as a whole, and perhaps bring Putin to the point of extracting certain concessions without taking any risks at all. We can make this concrete as follows. Before the American vice president even enters the NATO meeting, he says Ukraine can never become a member of NATO. This may be meaningful in terms of their relations with Russia, but one must think of it this way: if you are going to conduct a negotiation, when you accept from the outset the demands of the party with whom you will negotiate, without making them any matter of bargaining, your negotiation process is harmed by this.
Trump’ın, bir anlamda zengin şımarıklığının bir yansıması olarak görülebilecek bu çıkışlarının sonuçta Amerikan yönetimine de topyekûn Batı siyasetine de zarar verdiğini, Putin’i belki hiç riske girmeden birtakım tavizler koparma noktasına getirdiğini görüyoruz. Bunu şöyle somutlaştırabiliriz. Amerikan Başkan Yardımcısı daha NATO toplantısına girmeden Ukrayna’nın asla NATO’ya üye olamayacağını söylüyor. Kendilerinin Rusya ile ilişkileri açısından bu anlamlı bir şey olabilir ama şöyle düşünmek lazım: Eğer siz bir müzakere yürütecekseniz, müzakere yürüteceğiniz tarafın taleplerini, herhangi bir pazarlık konusu olmadan baştan kabul ettiğinizde müzakere süreciniz bundan zarar görür.
In this sense, I think the attitude of Trump and his team is amateurish and unsuccessful. Looking at the matter from this angle, the stance of France, Britain, and Germany seems to me more logical, at least in terms of their own interests and in terms of protecting the future of the Ukrainian people. The ambitions in the background of the European Union may be debated, but when viewed in general terms, on the issue of the Ukrainian people not being subjected to occupation and defending their rights, I think the attitude Trump has adopted serves Putin completely and indirectly weakens Western policy; and in this sense, I expect that after a while it may draw reactions from the American administration, the American state bureaucracy, foreign policy circles, and the Pentagon as well.
Bu anlamda Trump ve ekibinin tavrının acemice ve başarısız olduğunu düşünüyorum. Meseleye bu açıdan bakıldığında; Fransa’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın tavrı, en azından kendi çıkarları açısından ve Ukrayna halkının geleceğini koruma açısından bana daha mantıklı geliyor. Avrupa Birliği’nin arka planındaki emelleri tartışılabilir ama genel hatlarıyla bakıldığında Ukrayna halkının işgale uğramaması, hakkını savunma konusunda Trump’ın ortaya koyduğu bu tavrın, tamamen Putin’e hizmet ettiğini ve dolaylı olarak Batı siyasetini zayıflattığını ve bu anlamda bir müddet sonra Amerikan yönetiminden de, Amerikan devlet bürokrasisinden de, dış politikasından da, Pentagon’dan da tepki görebileceğini tahmin ediyorum.
To be instantly informed of the latest articles, you can follow us on our Twitter account, @PerspektifOn.
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.